Zerdüştî takvim sistemi, yalnızca zamanın akışını düzenleyen bir araç değil görünür dünyanın ardındaki ilahi düzenin aynası olarak kabul edilen bir bütünlüktür. Her gün ve ay kozmik hiyerarşinin bir üyesine atfedilir; böylece insan gündelik hayatında zamanla değil kutsal varlıklarla temas hâlinde yaşar. Ayın adı ile o aya ait günlerden birinin adı çakıştığında ortaya çıkan “isim günü bayramları”, bu temasın ritüel olarak yoğunlaştığı özel eşiklerdir. Dokuzuncu ay Adar ile aynı adı taşıyan dokuzuncu günün kesişmesinden doğan Adargân, bu eşiğin ateş unsuruyla birleştiği en güçlü zamanlardan biridir.
Adargân’ın ismi, Avesta ve Orta Farsçadaki ateş köklerinden türemiştir; ancak bu ateş, basit bir yanma olayı değil varlığın en saf ve en aydınlık katmanını temsil eder. Zerdüştî düşüncede ateş, hem maddi hem de manevi gerçekliğin en doğrudan aracısıdır: Doğru düşüncenin ışığı, ahlaki arınmanın sıcaklığı ve yaratıcı kudretin görünür kılınmış hâlidir. Bu nedenle Adargân, yalnızca bir “ateş bayramı” değil, insanın kendi içindeki ilahi kıvılcımı diri tutma çabasıdır.
Yılın bu döneminde kışın soğuğunun yaklaşması, eski takvim geleneğinde yalnızca meteorolojik bir olgu olarak değil karanlığın ve uyuşukluğun artması olarak algılanır. Buna karşılık ateş; hareketi, canlılığı ve varoluşu yeniden uyandıran ilahi güçtür. Adargân’ın kış eşiğinde kutlanması da bu nedenle rastlantı değildir: Bu gün, hem dış dünyadaki soğuğa hem de iç dünyadaki gevşemeye karşı uyanıklığı tazeleyen bir hatırlatmadır.
Tarihsel uygulamalarda, insanlar bu günde ateş tapınaklarına yönelir; en saf ateşlerin korunduğu kutsal mekânlar ziyaret edilir. Evlerdeki ocaklar temizlenir, kül alınır, taze odunlar eklenir ve yeni bir ateş yakılır. Bu yenileme eylemleri, ritüel bir temizlikten çok daha fazlasını ifade eder: Eski yükleri bırakmayı, pas tutmuş alışkanlıklardan arınmayı ve yaşam enerjisini tazelemeyi simgeler. Sandal ağacı ve tütsü sunuları, ateşin yalnızca ışığını değil kokusunu ve nefesini de kutsal bir varlık olarak kabul etme anlayışının devamıdır. Bazı yerel geleneklerde saç ve tırnak kesme gibi bedensel temizlik ritüellerinin bu güne denk getirilmesi, bedenin de ateş gibi yenilenebilen bir varlık olduğu fikrini güçlendirir.
Teolojik yorumlarda Adargân, dışarıdaki ateşi değil; insan içindeki ateşi harekete geçiren bir gün olarak görülür. Ateş burada hem zihinsel berraklığın hem de manevi cesaretin sembolüdür. Kışa yaklaşırken kutlanması da boşuna değildir: İnsanların ışığı, karanlık mevsimlerde daha çok sahiplenmesi ve koruması gerektiğine dair bir öğüdü içinde taşır. Antik dönemden günümüze ulaşan bu kutlama, toplulukların ortak bir ateş etrafında toplanarak birbirlerinin sıcaklığını çoğaltmalarını sağlayan sosyal bir dayanışma alanı da oluşturur. Böylece Adargân hem kozmik düzeni anımsatan hem de bireysel ve toplumsal uyanıklığı canlandıran döngüsel bir yenilenme gününe dönüşür.
Bir yanıt yazın